2 Mayıs 2019 Perşembe

2019 Mayıs Ayı İzlenenler

______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________

2019 MAYIS AYI ÖZETİ
______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________

   
      

      

         

    

       

      

      


______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________




Stoker

Bundan sonraki her filmde Oldboy'un yönetmeni olarak anılacak Chan-wook Park'tan yine sanatsal olarak kaliteli bir iş gibi gözüken gizemli-katil hikayesi Stoker. Senaryoyu Prison Break'ten tanıdığımız Wentworth Miller'ın yazdığını düşünürsek ve bir çok açık olduğunu söylememize rağmen yönetmenliği o kadar iyi başarmış ki filmde sizi dehlizine çeken bir özellik buluyorsunuz. Tüm metaforlar, hikaye anlatımı, kurgu, flashbackler, kısa sekanslar, hepsi de hikayenin sonunu anlatmaya yönelik ince düşünülmüş. Eksik olan bir çok özelliğe rağmen, yönetmenin tek başına varlığı tüm açıkları kapatmış duruyor. 





➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Yuva

İyi ve kötü yanlarını sandviç modeli gibi yazacağım. 
Çok uzundu. Görsel yönden güçlüydü. Sıkıcıydı. Hikaye orijinal olmasa da fena işlenmemişti. Gereksiz sahneler vardı. Saklı bir fantastik yanı vardı büyülü gerçeklik gibi, hoştu. İlk yarıda uyuduk. Sesler iyi kullanılmıştı. Film bitmek bilmedi. Oyunculuklar fena değildi. Farklı bir film olma kozunu kaçırmışlar. Doğallık dikkat çekiciydi. Manisa Tarzanı daha iyi bir filmdi. Fikir güzeldi. Ana fikir işlenmemiş.
Bu yüzden artı ve eksileri bence eşdeğer bir film. Türk filmlerine göre iyi, festival filmlerine göre vasat kalan bir film olmuş.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤



Miracle in Cell No. 7

Erkek ağlatan (özellikle kız babasıysa) özelliğinin aşikar olduğu, her dakika duygu patlamasında adeta diken üstünde izleyebileceğiniz bir film. Engelli bir babanın haksız yere suçlanarak hapse girmesi sonucu kızından ayrı kalmasıyla başlayan film tamamen baba-kız birleşebilmesi ümidi ile yoluna devam ediyor. Güney Kore'ye has mizahı, absürd halleri ile sizi eğlendirirken, duygu sömürüsü çizgisini biraz geçerek, eğer bu canınızı sıkmazsa, finaline doğru da sizi hüzünlendiriyor. Ailecek izlenebilecek bir film olduğu kadar, erkekler eğer gözyaşlarını göstermek istemezlerse tek başlarına da izleyebilirler.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Çiçero

Ortalama zekaya hitap eden Mustafa Uslu'nun tarihi gibi gözüküp hiç de tarihi olmayan biyografik filmi Çiçero nereden tutsanız elinizde kalan bir film. Filmin ne anlattığı belli değil, savaş, aşk, intikam, casusluk, entrika gibi kavramların hepsinden var ama hiçbiri tam değil. Başrol oyuncuları ayrı ayrı iyi olsalar da bir arada çok kötüler, hiç inandırıcı değildi aşkları. Dublaj meselesi var ki zaten akıllara zarar. Farklı diller konuşulurken ağız Türkçe, ses dublaj. Türkçe bir çok diyalogta bile ağızlar tutmuyor. Müzik geçişleri felaket. Çekimler reklam çekimi, bir çok filmden sahnelerden arak. Hikaye neyi anlattığı belli değil.
Son 5 senede en fiyasko film bu olabilir. Diğeri de Cingöz Recai idi bana göre.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


The Spanish Apartment

Muhtemelen filme Erasmus komitesi sponsor oldu. Yahu bu kadar güzel anlatılır mı bir öğrenci değişim programı. Aile, sevgili bağlarından sıyrılıp hayatta yeni nefesler hissetmek isteyen bir gencin Barcelona'da Avrupa ülkelerinden gelen diğer gençlerle bir arada yaşamaya başlaması, hem geçmiş hayatını sorgulamasına hem de gelecek hedeflerini çizmesine neden olacaktır. Film size çok şey katmasa da başladığı andan bitişine kadar bir şekilde sizi ekran(perde) karşısında tutmaya yetiyor. Audrey Tautou'nun da ufak bir rolde yer aldığı film beğenilmiş olacak ki, 4 sene sonra ikincisi çekilmiş.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Müslüm

Türk seyircisinin bug'ını bulan Mustafa Uslu'nun en tutarlı olduğu film Müslüm. Bunun en büyük sebebi, senaryonun Hakan Günday elinden çıkmış olması. Gerçekten de başından sonuna kadar bir karakter evrilmesi görüyoruz. Bazı noktalarda çekimler daha da vurucu olabilse belki de ülkede çekilen en iyi biyografik film niteliği de taşıyabilir. Senaryodaki psikolojik öğeler kısmen iyi verilebilmiş. Ön yargı ile yaklaştığım film beni tatmin etti. Müslüm Gürses'in hayatına dair bilmediğim özellikleri görmüş oldum. 

 



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Escape Room

Evden kaçış hikayeleri, kapana konulan zeki kişileri anlatan filmler her zaman dikkat çekici ve heyecanı kendinden teşne olur. Escape Room bu filmlere ufak tefek farklılıklar getirerek kendi tarzını ortaya koymuş ve sanırım Testere serisinden sonra bu tarz filmler arasında en başarılı yapım olarak aradan sıyrılmış gözüküyor. Birincisi olay örgüsü sadece kapandan çıkış öyküsü değil ki bunu film sonunda ikinci filmin geleceğinden anlıyoruz. İkincisi ise tek mekan ya da aynı tarz mekanlardan öte, bir çok farklı tarzda mekan ile multi-fear ortamı yaratmışlar. Birinden etkilenmezseniz diğerinden etkileniyorsunuz. Kısaca eğlenmek için güzel bir seçim olabilir. Heyecanlanacağınızdan emin olabilirsiniz.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


In the Aisles


Transit'ten tanıdığımız Franz Rogowski ve Toni Erdmann'dan bildiğimiz Sandra Hüller'i bir araya getirmiş oldukça sade bir aşk filmi "In the Aisles". Bir süpermarket içerisinde geçen, forklift üzerinden anlatılan birbirine bağlı 3 hikaye anlatılıyor. Önceki hayatından uzaklaşmak isteyen Christian, bir işe başlıyor, Bruno ismindeki deneyimli personelin yardımıyla işi öğrenmeye başlıyor ve çalıştığı yerde Marion ile karşılaşıyor.  Bu karşılaşma ve sonrasında ise duru bir aşk öyküsüne doğru yol alıyoruz. Yavaş ilerleyen yapısı ile belki sıkılabilirsiniz ama sanatsal anlatımı ile vay be diyeceğiniz anlar olacaktır.





➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤







Arada

Tek tek güzel, bütün halde kötü bir film. Punk müziği temeline alıp, bir gecede bir punk şarkıcısının hayatının değişmesine tanıklık ediyoruz. Bir gün boyunca İstanbul'un belli underground mekanlarına girerek hayatıyla alakalı alacağı kararı düşünen Ozan karakterini anlatıyor senaryo. Bir kere Punk müzik sadece film sonunda çıkan Rashit sesiyle yer alan şarkıdan ibaret, geri kalan hiçbir yerde Punk ile ilgili nokta atış tespit göremiyoruz. İyi olan ise müziklerin doğu-batı çatışması hakkında söylenen güzel sözler. Doğru olanı aktarmışlar aslında. Finale doğru gerçekleşen sahneleri sevdim fakat hikaye o kadar kötü anlatılmış ki, neden sorusunu sürekli soruyorsunuz filmde. Açıkçası fikir güzel, uygulama eh işte ama final kötü olmuş. Oyuncular olabildiğince iyi seçilmiş ancak babayı oynayan oyuncu felaketti ilk 5 dakika kapatmayı düşündüm. Amatör bir film görüntüsünde. Yine de değişik bir deneyim.





➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤




A Taxi Driver

1980 senesinde üniversite öğrencisinin, işçinin ve sivil vatandaşın devlet eliyle hayatını kaybettiği Gwangju Katliamı'ndaki gerçek bir hikayeye dayanıyor film. Almanya'dan olayları görüntülemeye gelen bir gazeteci, polisler tarafından kapatılmış Gwangju kasabasına girebilmek için taksiye ihtiyaç duymaktadır. Taksi şoförü de tesadüfen orada bulunan muhafazakar liberal bir adamdır. Olayların içine girdikçe hayatında kenarda durmaktan dolayı vicdan azabı yaşayarak komünist olarak gözüken öğrencilere yardımcı olmayı seçer. Film zamanüstü bir durum taşıyor. O yıllarda gerçekleşse de hala ülkemizde bile bu tarz durumlarla karşı karşıya kalmamız çok acı. Her millette her ülkede hala daha bu tarz durumlar oluşuyor demek ki.  İzleyiniz, komedi, dram ve hüznü bir arada harmanlamış bir film.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤




Bir Aşk İki Hayat


Ya arkadaş bizim sinemamız neden böyle? Bakın ülkenin en başarılı yapım şirketleri bir film çıkarıyor. Müzikler çok güzel, oyunculuklar çok iyi, Kadıköy'ü merkezine almışsın, e hikayende klişe falan ama idare eder. Bir de üstüne iki hikayeyi birlikte götürüp zeka seviyesi yüksek seyirciye hitap ediyorsun. Ama olmamış. Sesleri stüdyoda eklemişsiniz, Kadıköy vurgusu yok, müzikler etkisini kaybediyor, öyküyü hiç ama hiç verememişsiniz. Yahu iki farklı hikaye benzer süreler yer almalı, hem dengesizlik var, hem de büyük tutarsızlık. Olması gereken en önemli sahneler en özensiz sahneler. Gişe filmi yapmak kolay gerçekten bunu anladım. Halbuki Issız Adam'ın eksik kaldığı noktaları kapatabilecek bir hikaye çıkabilirdi. Bak aklıma geldi bir de anne baba hüzünleri var, gören güler gerçekten. Bu kadar mı zor duygusala bağlamadan karakter derinliği vermek?







➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤














➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤











➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


BONUS




Boş Odalar
 (Tiyatro)

Geçtiğimiz aylarda sebebi belirtilmeden iptal edilen oyun sanki sadece tarih doldurmak için konulmuş gibi bir hafta süreyle tekrardan takvime alındı. Devlet tiyatrosu olduğu için (şartlar belli) kötü şeyler söylemek istemiyorum ama kostümünden, dekoruna bari biraz özenseydiniz yahu. Zaten 1 saatten az bir oyun, biraz güzel bir şeyler çıkarsaydınız. Amatör bir oyun gibi gözüktü. Seyirciler de şaşırmış olacak ki normal bir pantomim gösterisini ayakta alkışlayacak duruma geldi :)  Kötü bir oyun maalesef, tekrar gitme isteği uyandırmıyor.

Text : Altmetine o kadar yüklenmişler ki üstünde bir metin kalmamış. Dayanağı yoktu. Doğal olarak sıktı.
Yönetmen : Bu oyunda bir şeyler eksik, sanki çıkarmak istenmemiş gibi bir hava var.  Zaten yönetmen kısmında "Ekip" yazıyor. Bu nasıl bir iştir anlamadım, bana da düşmez sorgulamak.
Dekor : Dekor yoktu, oyunun en can alıcı kısmı duvar verimsiz kullanıldı. Ağırlığını hissettirmedi.
Müzik : Tek beğendiğim yanı. İçtenlikle alkışladığım tek kısımdı.





➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤





Kantocu
 (Müzikal)

Haldun Dormen'in keyifli metni ve Sabri Özmener'in neşeli dokunuşları ile 2,5 saatten fazla olmasına rağmen bir dakika bile sıkmayan bir müzikal ortaya çıkmış. Cumhuriyetin kuruluşu sırasında ülke içeriden ve dışarıdan düşmanlar ile uğraşılırken bir de gündelik yaşamda sanat engellerine maruz kalınan bir döneme uzanıyoruz. Sadece gayrimüslim kadınların tiyatro ve kabareye çıkabildiği bir dönemde müslüman kadınların var olma çabasını Atatürk ile birlikte kazanıldığı vurgulanmış oyunda.





➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤





Ölmediğim Günler
 (Tiyatro)
Brezilya'dan palyaço akademisinden geçen sene olduğu gibi bu sene de renkli, sesli ve ritmik bir oyun. Gündelik yaşamdan, rutinden, monotonluktan, her gün aynı şeyleri görmekten, aynı şeyleri yaşamaktan korkuluğa dönenlere yapılan göndermeler içeriyor oyun. Küp içerisinde yer alan ışıklı gösteriler ve ritmik sesler ile birlikte oyuncuların müthiş uyumu başarılı bir sonuca götürüyor. Sürpriz sonu ile de kısa süren fakat etkisi uzun süren bir temsil izlemiş durumdayız. Academia de palhacos her sene festivalleri renklendiriyor. Umarım seneye de görürüz onları.






➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤






Şefler
 (Tiyatro)
Geçen sene Gagfather oyunu ile kaba komediyi dinamik oyuncularla birleştiren Yllana tiyatrosu bu sene yeni bir ekip ile Şefler oyununu sergiledi. Bu sefer kadın karakter görmekten mutlu oldum. Tabii ki bu tarz temsillerde çeşit çok olmadığı için ancak aynı tiyatronun diğer oyunları ile kıyaslayabiliyoruz. Şefler, Gagfather'a göre daha iyi yazılmış bir oyundu bana göre, ses eşleşmeleri daha tutarlıydı, hatta mükemmeldi. Ekip de sempatikti fakat bir kişi hariç canlılık öncekilere göre daha azdı. Eyvallahı olmayan bir tiyatro Yllana tiyatrosu, bu sene de bunu gösterdiler ve interaktifin boyutunu aştılar. Katılan seyircilerin de mutlulukla reaksiyon göstermesi ise oyunu olabileceğinin en üst noktasına çıkardı.
Gayet güzeldi, hiç bitmesin istedi tüm salon.












➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤





Kosovalı Peer Gynt
 (Tiyatro)
İstanbul Devlet Tiyatrosuna ait olduğuna şaşırdığım bir oyun oldu. Bu maalesef iyi anlamda değil bu sefer. Ülkede yer alan karışıklık nedeniyle başka bir ülkede yaşamak isteyen Peer'in hikayesine odaklanıyoruz. Bir çok ülkeye başvuruda bulunup sürekli red cevabı alan mülteciler yaşamak için yasadışı yollara başvurmaktadırlar. Hikaye kötü değil, dekor, dekor kullanımı, müzikler gayet güzel. Peki oyunu sıkıcı ve bunaltıcı hale getiren nedir diye soracak olursanız, metnin kötü işlenişi, birbirinden alakasız sahneler (ki alakasız olup hikayeyi anlatabilirdi) ve en büyük etken abartılı oyunculuklar. Sahnenin tepesinde çeşitli ülkelerin bürokrasisini temsil eden oyuncu dışında hepsi vasattı. Öyle ki bir çok figüran bile daha dikkat çekici ve oyunun içindeydi. Bilerek mi bu yola başvuruldu orasını bilemem, ancak bu dekor, bu müzikler bu hikaye kötü yansıtılmış. Elbetteki emek verildiği için saygı gösterilmeli fakat maalesef iyi bir temsil değil.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤




Sıradışı Zamanlar
 (Tiyatro)
Basit ama çok etkili bir dekor, basit diyaloglar, sade kostümler ve ortaya çıkan ilginç ve bir o kadar da güzel bir temsil. Sıradışı Zamanlar, savaşın ortasında hayalleriyle yaşan Tubby ve Nottuby adlı iki karakterin dostluğuna odaklanıyor. İkili oldukça saf ve biraz da ahmak karakterler. Bu dünyanın acımasızlığı karşısında saflıklarıyla tamamen tahrip olarak, yüzlerde buruk bir gülümseme bırakıyorlar. Hikayede çok fazla metin olmamasına rağmen hikaye anlatımı ara sahneler ve ikilinin uyumu gayet eğlenceli bir seyir ortaya çıkarmış. Denk gelirseniz izleyebilirsiniz.
Teknik konularda bir iki ufak arıza yaşansa da izlenebilir güzel bir temsil.




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤






Barbara'nın Doğumu
 (Tiyatro)


Durağan başlayıp gittikçe dinamikleşen hüzünlü bir hikaye Barbara'nın Doğumu. Çoğu Türk uyarlamalarında gördüğümüz üzere bolca diyalog içeriyor. Beylik laflar da cabası. Ancak can sıkıcı değil. Bunda oyuncuların katkıları yüksek. Özellikle Barbara'yı oynayan Ege Seçkiner harikaydı. Sırf onun performansı için bile izlenir bu oyun. Bazı karakterler gerçekten hem zor oynanabilecek seviyede yazılmış, hem de parlatılabilirdi rahatlıkla. Genel itibari ile güzel bir oyun izlediğimizi düşünüyorum. Herkesin emeğine sağlık.






➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤




The Band
 (Dans)

The Band bir ilişkinin inişli çıkışlı hikayesi ile birlikte, iki kişinin de kendi işlerinde başarıya ulaşma isteği sürecini anlatıyor. Dans, tiyatro ve sirk gösterisini harmanlamış biçimde zayıf başlayıp güçlü bir finale doğru gidiyor. İkilinin uyumu gayet güzeldi, müziklerin seçimi süperdi. Çok çalışıldığı da belli fakat müziklerin geçişleri, anlatılmak istenen hikayenin benzer hareketlerle yüz üstü anlatımı, fazla jest olmadan anlatıldığı için de sahnelerin birbirinden bağımsız gibi gözükmesi oyunu bir nebze geride bırakmış. Zaten farkettiğim kadarıyla festival sürecinde en az coşkuya sahip oyundu. 







➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤



Carmen
 (Müzik Tiyatrosu)

Gürcistan Müzik ve Dans Tiyatrosundan 1 saatlik Carmen uyarlaması, sözsüz ve lirik dansa dayalı bir gösteriydi. Carmen'in entrikalı hikayesinin her evresini kısa geçişlerle anlatabilmişler. Parçalardaki neşeli ve dramatik öğeleri iç içe kullanarak hem kısa sürede başarılı bir anlatım bulmuşlar hem de dinamizm nedeniyle sıkmayan, hatta gösteri hiç bitmesin dediğimiz bir temsil gerçekleştirdiler.
Yer alan oyuncular, mimikleri de yerli yerinde kullandılar.
Kısacası görsel bir şölen diyebiliriz.




______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________

Dizi Günlüğü
______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤










➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤






➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤



OCAK-ARALIK İZLENEN FİLM ÜLKELERE GÖRE DAĞILIMI





2019 OCAK-ARALIK İZLENEN 
FİLMLER & DİZİLER & SAHNE SANATLARI

10 Nisan 2019 Çarşamba

2019 Nisan Ayı Okuduklarım

______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________

2019 NİSAN AYI ÖZETİ
______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________

      

      



______________________________________________________________________________
______________________________________________________________________________



Kant Kulübü - Cem Akaş
Türkiye'nin bilimkurgu romancılığını başarıyla yürütmeye çalışan Cem Akaş'tan çok uzun yıllar önce gençler için yazdığı bir ilkgençlik romanı Kant Kulübü.
İnsanların daha iyi bir hayat yaşayabilmeleri için alternatif geleceklerinden en uygununu yaşayabilmeleri için kurulan bir kurum Kant Kulübü. Bu kulübün ise en azılı rakibi Zürafaları Lekeleme Komitesi. İlginç bir macera, keyifli bir roman. 
Ayrıca Murat Menteş sevenler üzülecek ama çok daha uzun yıllar önce Cem Akaş, komik isimli karakterler, farklı durumlara getirdiği yorumlar ile başı çekmiş. Buzcam, Kemer, Dikburun gibi isimli karakterler var kitapta.
Tadımlık, heyecanlı bir kitap okumak isteyen varsa deneyebilir. Cem Akaş'a başlamak için de güzel bir kitap, 15-22 yaş arasına daha fazla hitap ediyor.

"İnsan kendinden ötesini düşünebildiği ölçüde insandır."




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Ah Biz Eşekler - Aziz Nesin
20 öykünün yer aldığı Aziz Nesin kitabında ağırlıklı olarak bürokrasi eleştirisi ve milletin kısıtlı zekasıyla birbirlerini kandırma hırsı hikayeleri yer alıyor. Kurnazlığı başına dert olan adamın hikayesi olan "Bizim Ev", hiç görmediği, hiç tanımadığı bir kadının ismi ile hayata tutunan adamın hikayesi "Marta Tore Öldü", diğer öykülerin arasından sıyrılıp akılda kalabilecek olanlardan bir kaçı. "İffetimi Nasıl Korudum" öyküsünde de gururla anlatılan iffet korunmasının nasıl gerçekleşmediğini de gayet kinayeli biçimde anlatmış Nesin.

"Belki bu sizin rüyanızı okuyanlardan birisi, dairesinin dışına kendini atar da, birisi dışarı çıkınca, öbürleri de belki kendilerine çizdikleri dairelerinden çıkarlar."

"Hamlet'i bilirsiniz, Danimarkalı bir körpe prens, oyun boyunca <Anamı kim şaaptı?> diye şüpheler içinde kıvranır, döner duru. Bir türlü karar veremez. Sonra da oldu mu olmadı mı <to be or not to be> diye felsefe yapar."




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Sarıyaz - Mahir Ünsal Eriş
Uzun sürelik bir suskunluk ardından Mahir Ünsal Eriş, iki kitabını da aynı anda çıkararak şaşırttı bizi. Sarıyaz'da, bir deprem olayının çevresinde dönen küçük bir yerleşim bölgesinde pek de önemli olmayan ama kendi içerisinde fırtınalar koparan 8 öyküye odaklanıyor. Çocukluk kokuları, kaçış planları, yalnızlık özlemi, küçük pişmanlık, büyük pişmanlıklar. Hepsi de bir potada eritilmiş fakat birbirine karışmamış hikayeler. Gayet oturaklı ve dokunaklı hikayeler vardı. Kelime çeşitliliği ve kullanımı bakımından da fazlasıyla zengin bir kitap.

1- şengül : Ekşi terinin kokusuyla, fiziki özelliği ile değil, samimiyetiyle küçücük bir çocuğun aklında yer eden Şengül.
2- sarı : Depremden kaçarken, hayatın soğuk yüzüyle tanışan çocuğun yine ne kadar sıcak olduğu tartışılan ailesine dönüş hikayesi.
3- beyefendi : Melih Cevdet Anday'a selam.
4- gül özlem gül : Kocasının boyunduruğundan çıkıp kendine ev düzmek isteyen Özlem'in hikayesi.
5- ecevit, öpücük : En iyi hikaye diyebilirim. 2 Ergenin ilk cinsel deneyimlerini yaşama isteği ile muhabbet kuşunun kesişimi.
6- gece nöbeti :  Kitaba ismini veren durumu anlatan hikaye.
7- dedemin turnası : Kapitalist düzene bir turna metaforu ile bakış atan hikaye. Güzeldi.
8- sevgi çağının sonu : Karısına aşkı biten adamın kendisiyle yüzleşme süreci.

"Bu Cimi Cengiz gibi adamlar, çocuklarla ve sokak köpekleriyle kolaylıkla arkadaşlık kurarlar, her iki grupla da yetişkin bir insanla sohbet ediyormuş gibi, hiç yapmacıksız konuşurlar, çok ufacık tuhaflıklara uzun uzun şaşırırlar, hiçbir şeye mahsusçuktan gülmez, güldüler mi de kahkahalarıyla insanı gülmeye özendirirler."

"Hakiki kitap satılmaz, satıldığıyla değil sayıldığıyla övülür. Kitap dediğin elden ele geçer. Çok satan şeyden hayır gelse dünyayı fırıncılar yönetirdi, öyle ya!"

"Dünya hali böyledir, insan koyun koyuna yattığıyla bile aynı rüyayı görmez. Herkes kendi hesabına uyanır, herkes kendi kabusuna uyur."

"Sonuçta beraber gülmüştük. Beraber gülünce insanlar arkadaş sayılırlar artık."
"İnsan kabahatin kendinde olduğunu bilince, hakikatin zehri kendine sıçramasın diye suçu, başının üstünden geçen kuşa bile atabilir."



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Kara Yarısı - Mahir Ünsal Eriş
Tamamen karamsar ve kara bir örtü ile çevrilmiş öykülerden oluşan bir kitap Kara Yarısı. Yazar ilk hikaye ile sizi şöyle bir silkeliyor. Kitaba hazırlıyor. Daha sonra tacizler, çocuk istismarları, aldatmalar, acı tesadüfler ile birlikte hayattan bağınızı rahatlıkla koparabiliyor. İkinci yarısında ise farklı bir tarza geçip, iki farklı öyküyü üçe ve dörde bölüyor. Birinde Erduran ismindeki kişinin sürekli olarak paçalarını kurtardığı kişileri konu alırken diğerinde ise 4 farklı mekanda gelişen bir cüzdanın yolculuğuna tanık oluyoruz.

"Çünkü ihaneti anlatmak çok zor. Kötülük yapmak kolay ama itiraf etmesi ölüm. İnsanlar birbirlerine kötülük yaparak yaşıyor. Ancak böyle olursa hayatta kalabiliyor artık. Yapmazsa, bundan kaçınırsa daha beteri kendi başına geliyor, bunu bildikçe daha da saldırganlaşıyor. En tiksindiricisiyse korkak saldırganlığı. Ama ihanet, o kötülükten, saldırganlıktan da başka, daha da zehirli bir şey. Onu ihanet yapan şey de bu. Şeytanı da şeytan yapan şey alçaklığını göze görünmeden yürütmesi değil mi zaten? O yüzden ihanet, yalnızca yakınlarından gelirse, yalnızca hiç beklenmedik yerden, umulmadık elden çıkarsa ihanet oluyor. Öteki türlü safi kötülük. Ama ihanet, o insan kalbinin en iltihaplı yeri. İrin irin kokuyor."

"Hayat, insanı en çok kestirilemez oluşuyla yoruyor."

"Her yere benzeyebilen ama bir tek kendisine bir türlü benzeyemeyen, Ankara ayazdır, Ankara memurdur, Ankara halısahadır, pavyondur, geçiş üstünlüğüdür. Ankara'yı sevmek, şehirde sevilecek tek şeyin Ankara olduğunu bilmektir."




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Mahallede Kaybolma Diye - Patrick Modiano
Patrick Modiano, az sayfalı romanlarında genelde durum öyküleri kullanıyor. Bu kitapta da girift yapısı ile dikkat çekerken, bir yazarın yazdığı roman karakterleri ile tanışıp kendi geçmişine yolculuğu ele alınıyor. Proustvari bir iç hesaplaşma sürecinde kayıp bir zamanın izinde koşuyor. Büyülü gerçeklik dediğimiz durum tam dozunda olsa da kitabın yarısından sonra işlerin gizemini kaybediyor. Takip edebilmek için heyecanınızdan feragat etmek zorunda kalıyorsunuz.


"Hayatında anlam taşıyan kişileri romanlarına dahil eden yazarları hiç anlamazdı zaten. Biris, aynanın içinden geçer gibi, bir romana bir kez sızdı mı, sonsuza kadar yok olurdu. Gerçek yaşamda asla var olmamış gibi."

"Çocukken tuhaf gelmeyen şeyleri yıllar sonra bir bilmece gibi çözmeye çalışırken bulabilir insan kendini, alfabesini bile bilmediğiniz, çok eski bir dilin yarı yarıya silinmiş harflerini çözmeye benzer bu."




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤






Hiç Kimseyi İlgilendirmeyen Kişisel Bir Felaket - Süreyyya Evren
Bu uzun isimli kitapta, bir çok aforizmanın bir roman içerisinde Sinan ismindeki karakterle yoğrulmasını okuyoruz. Kısa bölümler içerisinde "Tavdar Tarlasında Çocuklar" havasında geçen boşvermişlik temalı öyküler ilintili biçimde anlatılıyor. Her kısmın bir fikri, üzerine konuşulacak bir konusu oluyor. Kimi zaman sert biçimde kimi zaman köşesinden dönerek anlatılan hikayeler hem şiirsel yanınıza hem de karakter gelişimini seven okuyuculara hitap ediyor.


"Öte yandan acıya verilmiş emekler es geçilemez geliyor. Birbirini sevmek iki kişinin acılarını birlikte inşa etmeleri değil mi?"

"Sadece gençler duygularını ödünç vermek konusunda böylesine cömertler. Duygular onlara fazla, bol ve amaçsız görünüyor. İlk benim diyene uzatıyorlar. Kendileriyle duyguları arasındaki rabıtayı kontrol edememek değiştirilemez bir keyfiyet gibi görünüyor. Halbuki yaşlılar duygularını nasıl da kontrol altında tutuyorlar. Anneannemi düşünüyorum. Mutsuzluğunu bile elletmez."

"Kadehimi masadaki 1960'lardan bir Varlık Cep Dergisi'nin üzerine leke oluşması pahasına bırakıyor, biraz daha cin ve nane likörü dolduruyorum. İzin veriyorum beni ikna etsinler. Beni sevsinler. Beni kendimden korusunlar. Beni kurtarsınlar. Bir şeyler dönüyor. Başım olabilir."

"Aşk şiirleri neden berbattır biliyor musunuz, çünkü biraz fazla gerçekçidir aşk şiiri denilen nane. Yeterince yalan değildir. Başkasının aşkı gibidir o yüzden. Aşk şiiri okumak başkasının aşkını dinlemeye benzer. Ancak kendi aşkımıza alet edeceksek, kendi işimize yarayacaksa hoşumuza gider."

"Tecrübe belki de özellikle gidilip alınan bir nesnedir. Kendiliğinden insanın kafasına damlayan bir su değildir de gözünü dikip taş attığın bir kuştur. Bilemiyorum. Bunu bilmek için de tecrübe gerekiyor!"

"Çünkü bir şey düşünüdüğün anda sadece bir başka düşünceyle tatmin edilebilir hale geliyorsun ve bu bir dizi çaresizlik doğuruyor."

"Zaten zenginler asla sağ kalmaz, yoksullar hayatta kalır. Fakirin işidir hayatta kalmak. Zengin yaşar ve sağ kalmaz. Hayat her zaman sefildir çünkü, anlam sadece zarif olabilir. Anlam da satılıktır her zaman..."




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


Huzursuzluk - Zülfü Livaneli
Ezidi bir kızın Ortadoğu'nun ortasında başlayan bir hikayesinin Türkiye ve Amerika'ya uzanan dallarını, gazeteci gözüyle aktardığı kitap Huzursuzluk. Hikayenin peşinden giderken gitgide hikayenin içinde buluyor karakterimiz kendisini. Doğu-batı kültür eleştirisi, din eleştirisi ve ırk çatışmalarını temel alıyor. En etkileyici kısmı, kitabın din üstü bir mesajı taşıması. Okurken huzursuzlanacağınız, dünya düzenini sorgulayacağınız ve elinizden bir şey gelmediğini görünce "Ben insandım" diyerek vicdanınızı harekete geçireceğiniz bir öykü.

"Dedemin öğrettiği çok eski bir Arap şiiri geliyor aklıma: Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir."

"biz bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan aşağı düşmüştük."

"Sevişirken iç içe geçen, solukları karışan, birbirine en yakın hale gelen insanların, sonradan bu kadar yabancılaşmasına, hatta can yakmaya çalışmasına hep hayret etmişimdir."

"Bana inanmayanın boğazından aşağı erimiş kurşun dökerim diyen bir tanrı, sadece iyi olabilir mi sence evladım? Kullarını en ağır işkencelerle korkutan bir tanrıya iyi diyebilir misin?"

"zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa."



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤








➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤

____________________________________________________________________
____________________________________________________________________

DERGİ GÜNLÜĞÜ
____________________________________________________________________
____________________________________________________________________





____________________________________________________________________
____________________________________________________________________


BONUS






➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤





➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤






➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


DERGİ DAĞILIMI




➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤


YAYINEVİ DAĞILIMI



➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤
➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤➤




2019 OCAK - 2019 ARALIK
OKUNAN KİTAPLAR & DERGİLER