25 Aralık 2015 Cuma

Kadının Fendi - Mustang



Mustang uzun süredir, aklımda kalan izlemek istediğim bir filmdi. Bir süredir festivallerde yakın çevrede acaba yayınlanır mı diye beklerken, bir anda internet alemine düşmesiyle birlikte izleme fırsatı buldum.
Öncelikle ilk izlenimim filmin Türkiye standartlarına göre sert olduğu oldu. Türkiye standartlarına sert bir film benim için iyi bir filmdir. Çünkü kapalı bir toplumuz ve bunu yıkabilen çok ender yönetmen var. Son yıllarda aşabilen yönetmenlerden birisi Caner Alper'di. Sn. Alper cinsiyetçilik ile filmlerini yoğurup, eş cinsellik üzerinden tabuları yıkmayı planlıyordu. Ancak Mustang bunu biraz daha içten öykülerle başarmıştı.

Kadınların rolü nedir? Ne olmalıdır? Sorularını iliklere kadar işletebilen başka film görmedim. Yaşadığımız yerin etkisi ile nasıl ötekileştirildiğimizi tokat gibi yüzümüze çarptı Deniz Gamze Ergüven.
O kadar tokat manyağı yapmış ki Türkiye bile destek vermemiş bu filmin dağıtımı için. Kendisi Fransa'nın Oscar adayı olmuş. Bazen gerçekleri görmek korkutsa bile kabul etmemiz gerekiyor. Cinsiyet ayrımcılığı konusunda en pozitif ayrımcının bile "aga biz bi yerde hata yapıyoruz" dediği bir film çıkarmış. 
İzlerken yaptığım yorumlardan biri de şu oldu. "Cinsiyetçiliği anlatırken dramatize etmeyi tercih etmeden, olanı anlatıp, kötü karakterler için de empati yapabileceğimiz bir dünya yaratmış" 
Evet, işin özü bu aslında, bir hikayeyi tarafsız sunabilmee asıl olan. Ne kadar modern dünyaya adapte olursanız olun, bazı değerleri kaldıramayabiliyorsunuz. (Erkekler için konuşuyorum) Karşı cinsi ve isteklerini o kadar güzel anlatıyor ki film, bugüne kadar değer verdiğiniz yargıların üstüne çıkmanıza izin veriyor.
Son olarak, daha kadının yerinin bile belli olmadığı ülkemizde, standartları çok üst düzeye çıkarması nedeniyle hem yapılacak eleştirilerden korkmaktayım hem de aşırı derecede başarılı olmasını istiyorum. Dengesini nasıl kurar bilemiyorum ama filmin dünyada ses getirdiği bir gerçek. Gurur duymak ile üzülmek arasında bir yerdeyim. Ancak teraziyi gurur duymaya doğru yönelten iki GEZİ sahnesi vardı ki, bu dünyaya olan inancım arttı.
Bu kadınların eline daha çok iş verilmeli ve daha çok film izlemeliyiz.


Oyunculuk : 9
Seyir Zevki : 8,5
Merak Hissi : 9
Konu : 8,5
Müzik : 8
Imdb Puanı : 7,6
Genel : 8,4

22 Temmuz 2015 Çarşamba

İçten Düz, Dıştan Yuvarlak - Yabancı (Albert Camus)





"Varolmanın dayanılmaz hafifliği" olarak tek deyim ile özet geçebileceğim bir hikayeyi sizlere sunmak istiyorum. 

Mutluluk hiçbir yerde ve her yerde diyor Camus, insanları sevmekle başlayacak herşey diyerek de devamını getiriyor bu kitapta. 
Mersault'un vurdumduymaz olarak gözüken (ki aslında böyle olmadığını sonrasında anlıyoruz) tavrı ile başladığımız hikayesine insanların adaleti sonucunda kendi özüne dönmesi ile sonuçlanacağı macerasına ortak ediyor bizi Camus.
Kitap 1957 yılı nobel ödülünü kucaklamış. Yalnızlık temalı öykülerden hoşlanıyorsanız, sizi kimsenin anlamadığını ya da hayatı herkesten farklı anlamlandırdığınızı düşünüyorsanız vakit kaybetmeden bu kitabı okuyun. 
Tarz olarak çok sevdiğim Aylak Adam ile kesişen duygusal durumlarıyla da rahatlıkla tavsiye edilebilecek kitaplar arasında yerini aldı. Çok fazla söze yok, okuyun okutturun.


Can Yayınları, kapak rengi ve iç sayfaları tasarımı hoş ve okunaklı.
Türkçe, İstanbul 1996
 119 sf. - 3.Hamur - Ciltsiz - 14x20 cm
7,80 TL - idefix


Konu : Bir adamın kendisini ölüme götüren durumu kayıtsızca izlemesi
Anlatım : Sade, gündelik, parçalı
Merak Hissi : Yüksek
Bilgi Düzeyi : Hafif 

Anafikri :
"İnsanların adaleti, yüksek algılı kişilere göre değildir."

24 Haziran 2015 Çarşamba

Yaşasın Fin Halkı - Beyaz Zambaklar Ülkesinde






"Atatürk'ün okullar müfredatına konulmasını istediği kitap olarak ilgimi çekti Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Rus kökenli yazarı da gördüğümde hemen ekledim sepete. Sonrasında ise Finlandiya halkının (Fin) doğuşuna tanıklık edeceğim, bir eğitim-başvuru-ahlak kitabının sahibi oldum."

Beyaz Zambaklar ülkesinde, Atatürk zamanında ilk kez Türkçe'ye çevrildi. İlk okuduğunda bu destansı başarıya tek kelime ile hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okullarda, özellikle askeri bölümlerinde okutulmasını emretti. Yaşamı yinelemek için mutlaka bu kitap okunmalıydı. Vakti zamanında Kuran-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitap haline gelmişti. 


Kitapla ilgili pek bir eleştirim yok, bir araştırma yazısı kıvamında, bazı öyküler tamamen milleti uyandırma ile ilgili. Detaylar pek yok. İnandırıcılığı tartışılır. Yani bir soruna parmak basıyorlar ve bir konuşma yapıp tüm halkı uyandırıyorlar, buraya kadar herşey güzel ama daha sonrasında bu halkın uyanışının detayı bulunmuyor maalesef. Bir anda halk medeni oluveriyor. 

Herşeye rağmen yine de dönemin şartları ile ilgili bilgileri olsun, bir milletin uyanışına giden yoldaki engeller ve aşma çözümleri olsun kitap başarılı. Aslında yazarın ve anlattığı Snelman'ın büyük birikimleri var. Başka kaynaklardan araştırıp bilgi sahibi olmanızı tavsiye ederim.

50 kitap civarında asla başkasına vermeyeceğim ve satmayacağım ya da hediye etmeyeceğim diyerek kitaplığıma zamk gibi yapıştırdığım kitaplarım var. Bu kitap da onların arasına girecek gibi gözüküyor. 


Fide Yayıncılık, sayfa yapısı normal, içindekiler kısmı bir yapıştırma etiketle kapatılmış, amatör bir yayın evi izlenimi bıraktı.
Türkçe, İstanbul 2010
 204 sf. - 2.Hamur - Ciltsiz - 12x21 cm
6,53 TL - kitapyurdu


Aldığım notlar ise şöyle ;

# Şu toprak yığınından ibaret köylerin, ortalarından lağımlar akan sokakların kalkmasını içtenlikle arzu ediyorsanız, bunlardan iğrenen bir toplum oluşturmak zorundasınız.

# İdare adamları, iyi veya kötü, kahraman veya talim olsunlar, onlar kendi milletlerinin birer aynasıdır.

# Aydın kesim, halkın beyni konumundadır. Halkımız, sizin iyi bir eğitim aldıktan sonra yüksek bir gelir elde edesiniz, geceleri eğlenesiniz diye sizi o konuma getirmemişlerdir. 

# Siz bu halkın arasında yetiştiniz. Şimdi ise bilgisiz kardeşlerinizden kaçıyor musunuz, yoksa daha iyi bir konuma yükselmeleri için çözümler mi düşünüyorsunuz?

# Sokrates büstünde filozof başı dikkat çeker. Geniş bir alın. Burası zekanın yeridir. Sanki zekası kafasının içine sığmıyormuş sanırsınız.

#Snelman, en büyük sefalet ve yokluklara karşı millete tahammül tavsiye eden elit insanlara kızardı. Sonra bu duruma katlandığı için de halka.


Finlandiya'nın şu anki hali.



Konu : Bataklıktan, Zambakların açtığı bir ülkeye dönüşen Finlandiya'nın kurtuluş öyküsü
Anlatım : Araştırma tarzında, bölümlere ayrılmış
Merak Hissi : Yok
Bilgi Düzeyi : Yüksek 

Anafikri :
"Milletin muasır medeniyetler seviyesine çıkabilmesi için herkesin elini taşına altına koyması şarttır. Özellikle iyi öğrenim görmüş kişilerin başı çekmesi gerekmektedir."
Sonuç : 
"Bana ters gelen bir kaç anekdot olsa da genelinde bir ülkenin doğuşu ile ilgili güzel fikirler vermekte. "İsveç'in boyunduruğu altındayken nasıl olup da savaşmadan medeni bir toplum yaratılır" öğrenmek isteyenlere güzel bir başucu kitabı."

Yalnızlığa Serenad - Up in The Air


Up in the Air, izleme listeme alıp aylarca bir türlü elimin gitmediği bir film olma özelliği taşıyordu. İş hayatını anlattığı için hemen izleme listesine girmesine rağmen afişlerinden çok fazla beklentiye giremediğim için uzun süre beklettim filmi.
En sonunda bitirip rahatladım. :)

Şirket küçültme konusunda uzman olan Ryan, yıllardır bir şehirden diğerine dur durak bilmeden uçmaktayken, birden kendisini biriyle gerçek bir bağ kurmaya hazır hisseder.
Ryan, Amerika'nın bir ucundan diğer ucuna havalimanlarında, otellerde ve kiralık arabalarda geçen özgür yaşam tarzından oldukça memnun. İhtiyacı olan her şeyi bir valize sığdırabiliyor. Var olan tüm uçuş mili programlarının seçkin ve el üstünde tutulan bir üyesi. Üstelik hayatındaki en önemli amaç olan 10 milyon uçuş miline ulaşmasına da az kalmış durumda. Fakat Ryan'ın hayatında elle tutulur bir şey yok.
Sempatik yol arkadaşına vurulduğunda, Ryan'ın müdürü, genç bir verimlilik uzmanının etkisinde kalarak, Ryan'ı ebediyen yollardan çekmekle tehdit eder. Bu ihtimalle karşılaşınca, yere inmekten başta korkan Ryan, insanın bir evi olmasının aslında ne demek olduğunu düşünmeye başlar.


"Aklı Havada" George Clooney filmi olma özelliğini taşıyor. Öyle ki baştan aşağı filmi Clooney götürüyor. Genç oyuncu Anna Kendrick belki yüz olarak doğru seçim olabilir ama oyunculuğu benim çok gözüme battı. Beğenemedim. 
Vera Farmiga ise tam tersine Clooney'e mükemmel bir asistan olmuş. Ne ön plana çıkıyor ne de sırıtıyor. Tam bir asist canavarı. 
Genel olarak yalnızlık temalı film sonuna kadar bu ana fikrini yavaş yavaş seyirciye aktararak finalde güzel bir önerme ile noktalıyor.

Bir filmden bekledikleriniz çok şey olabilir ama ana fikir açısından bile yeterli seviyede tatmin etti açıkçası.



Oyunculuk : 8
Seyir Zevki : 7
Merak Hissi : 7
Konu : 8
Müzik : 7,5
Imdb Puanı : 7,5
Genel : 7,5

17 Haziran 2015 Çarşamba

Devrim, Korku ve Aşk - Tol (Murat Uyurkulak)





"Devrim vaktiyle bir ihitmaldi, ve çok güzeldi. Saraylara merakla bakan sivil çocuklar hatırlıyorum. Geniş caddeler arşınlayan kavruk adamlar, böğürtlen yiyen kara kadınlar, sert laflar gezdiren ağızlar...

Annemin ağzı fazla bozuktu.
Herhalde sadece benim korkmadan bakabildiğim, baştan başa izlerle kaplı yüzünün ortasında, buruşuk bir yaraya benzeyen ağzını açar ve her seferinde aynı şeyi söylerdi : " Bizi düzdüler. Çocuklarımızı da düzecekler. İçlerinde ne kadar tarih, dua, silah ve dahi şan varsa üzerimize kusacaklar..."
olarak başlar TOL. Başlı başına bir devrim, bir isyan ve fazlasıyla edebiyat kokan bir eser. Fazlasıyla sert bir kitap. Bu sertlik genel anlamda kelimelerden değil, anlatılmak istenenden ötürü oluşuyor. Yıllardır görmeyi es geçtiğimiz bir şehri tasvir ediyor. Büyülü bir dünya yaratmış Uyurkulak, başta kitabı anlamakta zorluk çektiğimi söyleyebilirim, bu kitap nereye bağlanacak hep böyle mi devam edecek derken, ortalarını geçtikten sonra müthiş bir bağlama ile karşılaştım. 
Açıkcası bu kitap fazlasıyla heyecan verdi bana. Ümitli, kararlı bir intiba bıraktı.



Metis Yayıncılık, Kapak resim seçimi muhteşem, ancak kapak yapısı kötü, koyduğunuz masaya yapışabiliyor, en ufak bir su temasında dağılabiliyor renkleri.
Türkçe, İstanbul 2002
 262 sf. - 2.Hamur - Ciltsiz - 13x20 cm
19,20 TL - idefix


Aldığım notlar ise şöyle ;

# İşaretlerin ve kelimelerin tuğlalar gibi köşeleri vardır, uygun yerlere yerleştirilmeleri yeterliydi.

# "Anneni kaybettik oğlum!" Benim annemi kaybeden niye biz oluyorduk? 

# Ben de yazıyorum şiir. Gizli gizli, sarhoş sarhoş. Ama hiç sektirmeden.

# Ben şimdi nereye gideyim? Çık surlara dolaş dedi, ama dedim ben topalım. Olsun dedi, zaten surlar da yıkık.

# Gecenin bir vakti, evlerine doğru uzanırken onlar, gitmeyin diyorum, girmeyin o mezarlara.

# Hoşgeldin sevgilim, sen neden düşmüştün? Ben selleri ve depremleri ve yangınları, cümle afetleri hatırlar gibiyim, ama emin de değilim.

# Biliyor musun sayın Po, sayın Gorki, sayın Kartland şimdi burada olsun isterdim. Korku, devrim ve aşk. Hepsi bir arada. Çükünden tutuşuna dünya... Ne güzel, değil mi?

# Yerlileri, ibneleri, kadınları, çocukları, sakatları, bitkileri, hayvanları, taşı toprağı seveceğiz... Ayyaşları? En çok onları...

# Arkamızda sağ kalan mahalle ahalisini polisle çatışır bırakarak körfezin dalgın suyuna bak baka, dönülmez bir akşamın ufkundaymış, bir ihtimal daha varmış ve bize ölmek dahi çokmuş gibi omuzlarımızı dikiyoruz. Aheste aheste yürüyoruz.



Uyurkulak, Afili Filintalar Yazarıdır.



Konu : Kuşaktan kuşağa lanetlenen bir adamın öyküsü
Anlatım : Sert, edebi ve vurucu
Merak Hissi : Yüksek
Bilgi Düzeyi : Orta

Anafikri :
"Darbe insanlara hesap kitap öğretir."
Sonuç : 
"Siyasi görüşü ne olursa olsun, devrimden, dava olayından gerçekçi biçimde bilgi almak isteyen ve yer yer yeraltı hikayesi okumak isteyenlere göre bir kitap."

26 Mayıs 2015 Salı

Satranç - Stefan Zweig



Zweig, Avusturya'da doğmuş zengin bir ailenin çocuğudur. Felsefe okuduktan sonra dünyayı gezmektedir ve dünya savaşı sırasında Almanların yaptığı soykırımlardan nasibini alarak sürgüne uğramıştır. Bu psikolojide yazdığı Satranç kitabı ününe ün katmış ve kitabı yazdıktan hemen sonra karısı ile birlikte intihar etmiştir.
Sırf bu nedenle bile eserin daha yavaş ve anlayarak okunması gerekiyor. Satranç bir sistem eleştirisi olarak karşımızda yer alırken hırsların ve kibirin hayattaki yerini de sorgulatıyor.

Bir gemide kurgulanan hikaye, yenilmez satranç oyuncusu Czentovic ile Satranç'ı tutsak edildiği bir hücrede çözen Dr. B. kapışmasını anlatır.
Kibiri temsil eden Czentovic, alaycı ve burnu havada bir oyuncudur. Dr.B. ise hırsı ile beynini ikiye bölmeyi başarabilmiş şizofrenik belirtiler gösteren bir karakterdir.
Okudukça karakterlerin derinliğine inecek, Dr.B.'nin hayatını okurken dehlizlerde kendinizi kaybedeceksiniz.


Can Yayınları, En iyi çeviri bu yayın evinden.
Türkçe (orj dil Almanca), İstanbul 2000
 71 sf. - 3.Hamur - Ciltsiz - 13x20 cm
6,08 TL - idefix


Aldığım notlar ise şöyle ;

# Bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna "hiçlik" kadar baskı yapmaz.

# Kendini tanıtmadan -"Kim olduğumu biliyorsunuz, sizin kim olduğunuz ise beni ilgilendirmiyor" demek oluyordu bu saygısızlık- profesyonellere özgü bir kurulukla gerekli düzenlemeyi yapmaya koyuldu.





Konu : Satranç tutkusunun zihinsel yansıması
Anlatım : Sade, kesintisiz ve akıcı
Merak Hissi : Çok Yüksek
Bilgi Düzeyi : Orta

Anafikri :
"Baskı ile oluşan ruhsal sağlığı koruyabilmek için aklın ölçülü biçimde zinde tutulması gerekir."
Sonuç : 
"Akıl oyunları, hırs kapışmaları hikayelerinden hoşlanan kişilerin mutlak suretle beğeneceği bir eser."

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Kör Baykuş - Sadık Hidayet


"Hangi gerçek, hangi yalan karşılar bizi?" diyerek söze başlayacağım bir Sadık Hidayet hikayesinden bahsedeceğim size.

Karanlık hikayeleri seviyorum. Soyutsal pembe tablolar çizen kitaplardan öte, saf gerçeklikte can acıtan hikayeler her zaman ilgimi çekmiştir. 
Kitap acı hikayesi olarak başladığını ilk cümlesinden belli ediyor ve sonuna kadar sizi ilgiyle bu durumun içine itina ile sokuyor. Hikayemiz yoğun bir ortam tasviriyle başlıyor, gerçeklikle düş arasında gidip geliyorsunuz. Bir aşkın, tek gözden başka şekilde gözükmesi gibi bir durumun tasviri ile karşı karşıyayız. Çok zor bir kurgunun içinden başarı ile çıkabilmiş Hidayet, zaten bu özelliği ile İran klasikleri arasında yer aldırabilmiş hikayesini.
Karakterimizin düşünceleri ve yaşadıkları, çok sesin tek vücutta vuku bulmuş hali gibi. Takip etmek bir yandan zorlaşırken sonuna doğru kurgunun bağlanması ile her şey daha da netleşiyor.

Tavsiyem ara vermeden tek günde bitirmeniz, yoksa tekrar tekrar başa dönmeniz gerekebilir, bir pazar günü 2-3 saatiniz varsa o gün başlayıp bitirmeniz en güzel seçim olacaktır.


YKY Yayınları, Çeviriye laf söylemek imkansız, zira Behçet Necatigil imzası taşıyor.
Türkçe (orj dil Farsça), İstanbul 2001
 100 sf. - 3.Hamur - Ciltsiz - 14x6 cm
5,32 TL - idefix

Aldığım notlar ise şöyle ;

# Fakat ben gölgem için yazıyorum, gaz lambasının duvara yansıttığı gölgem için. Kendimi ona tanıtmalıyım.

# Vasiyetname yazmak mı? Hayır! Çünkü ne malım var karıya yedirecek, ne dinim var şeytana verecek.

# Geceleri odam küçülüyor, bunaltıyordu beni. Mezarda da hissedilen bu değil miydi? Kim bilir ölümden sonra ne hissedileceğini?

# Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız. Hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır.

# Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin, erenlerin dilini de söktüremezsin, iyisi mi, al şarabı, cennet et bu dünyayı; öbür cennete ya girer, ya giremezsin ! (Hayyam)





Konu : Gerçeklikle düş arasında gidip gelen bir beynin yansıması
Anlatım : Yoğun ve kasvetli
Merak Hissi : Yüksek
Bilgi Düzeyi : Düşük

Anafikri :
"Ölüm o kadar güçlü bir duygudur ki, hangi vücutta hangi düşüncede olursa olsun, insan ölüm hissiyatı ile mutlak suretle karşılaşacağını bilir ve bununla başa çıkamazsa sağlıklı biçimde hayatına devam edemez."
Sonuç : 
"Sadık Hidayet'in kendi hayat hikayesini biliyorsanız, bunun yazıya dökülmüş hali ne olabilirdi acaba diye merak ediyorsanız, şiddetle okumanızı tavsiye ederim."

Dinle Küçük Adam - Wilhelm Reich


Uzun süredir bir kitap tanıtımı yapmamıştım, son günlerde kıyıda kalmış klasiklere geri dönüş yaptım ve bu halkanın ilk parçası Wilhelm Reich'ten Dinle Küçük Adam oldu.
Reich, Freudvari görüşleriyle Hitler'in Almanya'sında göze çarpmış ve yaptığı psikoloji deneyleri nedeniyle sapık damgası yiyerek laboratuvarları yıkılmış bir bilim adamıydı. Bu kitap, Doktor ünvanı alamamasından, Hitler'in boyunduruğu altına giren insanlara karşı duruşuna kadar tüm insanlık eleştirisini döktüğü bir eser olarak tanımlandı.

Oda Yayınları' baskısı ile okudum, çevirisi gayet akıcı ve güzeldi. 
Türkçe, İstanbul 1999
 128 sf. - 2.Hamur - Ciltsiz - 14x20 cm
5,32 TL - idefix

Altını çizdiğim notlar ise şöyle ;

* Birey alkol aldığında süperegonun fizyolojik üssünün olduğu beynin ön lop korteksinin geri çekilmesi, özne egosunun geri çekilmesine izin verir.

* Cinsel özgürlük ile yaşayan toplumlarda hırsızlık, tecavüz gibi sözcüklerin dilde karşılığı bulunmamaktadır.

* Gündelik hayatında eğer, kendine birazcık saygın olsaydı ve hayatın sensiz sürmeyeceğini bilseydin, dünyadaki hiçbir polis örgütü seni ezemezdi. Bunu söyledi mi kurtarıcıların sana?

* Arkadaşının önemli işler başaracağı inancı yok sende, saygın görünümlü olduğunda bile, gizliden aşağılıyorsun kendini. Bu yüzden saygı duymuyorsun.

* En iyi biçimde boşaltabilir, silip süpürebilir, içini kaşıklayabilir ama yaratamazsın. Çünkü hiçbir zaman verici olmadın. Salt sana sunulanı süpürdün. İşini sevip, geçimini emeğinle sağlıyorsun fakat senin emeğin de benim ve başkalarının bilgisiyle ayakta kalıyor.

* Motorun, pervanenin sırrını açıklamayan ama uçuş sanatını anlatan birisi için ne düşünürsün? Tam da böyle davranıyorsun. Ödleksin!

* 10 veya 20 yıllık olayları anımsayacak beynin yok, bu nedenle, iki bin yıl öncesinden aptalca sözlerini tekrar söylüyorsun.

* Bu dünyada benim düşmanım seninkilerden fazla. Yine de ben uysal bir köpeği, gördüğü her yabancıya havlayan bir köpeğe yeğlerim.



Konu : Bilimsel
Anlatım : Tepkili ve vurucu
Merak Hissi : Yok
Bilgi Düzeyi : Orta 

Anafikri :
"Kendi fikirlerini sunamayan ve benliğinin farkına varamayan insanlar, başkalarının kuklası haline gelmekten kaçınamaz."
Sonuç : 
"Günümüz Türkiye'si için çok iyi örnek olduğunu düşünüyorum."


6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kariyerin İçin Ne Yapabilirsin - Filth






James McAvoy'u ne kadar bilirsiniz?


Bir Irene Welsh romanından uyarlama Filth'te, iskoçyalı aktör, bana göre kariyerinin en iyi rolünü çıkarıyor.

Bruce Robertson'ın kendi halinde bir polis memuru olduğu günler artık çok geridedir. Genç memurun belki de her şeyi düzeltebilmek için kurduğu terfi hayalleri onu günden güne bambaşka birine dönüştürmektedir. 



Bruce için terfiye giden yol bir hayli kutsaldır ve kendisi bu yolda tehlikeden tehlikeye koşarken rakip olarak gördüğü çalışma arkadaşlarına türlü tezgahlar hazırlamakta son derece yeteneklidir. 

Ancak durumu bu denli basit değildir; zira uyuşturucu bağımlığı ve acı dolu geçmişi peşine bırakmadıkça hırsları ve halüsinasyonları katbekat artar. 


Bruce, yakın zamanda yaşadıkları bölgede işlenen vahşi cinayetin soruşturmasını lehine çevirmek için tüm dikkatini bu davaya verir; eş zamanlı olarak da çalışma arkadaşlarının her birine ayrı bir tezgah hazırlar


Ne var ki uyuşturucu, karısının hayaleti ve peşini bir an olsun bırakmayan geçmişi başına türlü belalar açacaktır.


Filmin konusu hakkında bu kadar yorum verebilirim. Daha fazla detaya inmek istemiyorum çünkü bu film bıçak gibi bir film. Kesiklerden kurtulabildiğiniz kadarını izleyebiliyorsunuz ve sonunda sadece ekrana bakıp, çok güzeldi diyerek yetiniyorsunuz.




Oyunculuk : 9,5
Seyir Zevki : 8,5
Merak Hissi : 8,5
Konu : 8
Müzik : 7
Imdb Puanı : 7,1
Genel : 8,1

30 Nisan 2015 Perşembe

Karları Eriten Sıcaklık - Beautiful Girls


Az bilinen çok iyi filmler listesine bodozlama giriş yapan bir film beautiful girls. Unutulmazfilmler.com'da tesadüfen bulduğumuz hadi madem başka film yok izleyelim dediğimiz, iyi ki de izlemişiz diye bağırtan aşırı tatlı bir filmdi.
Eğer yorumlarda tatlı bir film ibaresi görürsem, akışının güzel olacağını önceden tahmin edebilirim. Bu film için de aynısı geçerliydi ancak beklediğimden çok daha iyi çıktı.
Başta Matt Dillon, Uma Thurman, Noah Emmerich ve Natalie Portman yer aldığını söylemek isterim. Geriye başka bir şey söylemeye gerek yok. Ancak bir kaç kelam edip renklendireceğim.
yönetmen Ted Demme'nin çektiği diğer yapımlarda hep mizah unsurları göze çarpar. Aynı sevimlilikte espriler filmimizde de mevcut. Hatta bir komedi-dram filmine göre çok başarılı ince espriler yer almakta. Genel kültürü yoğun bir film. Birçok terim ve kişi ile ilgili çağrışımlarla espriler yedirilmiş. Seth Rogen, Entourage tarzına alışık olanlar ne demek istediğimi iyi anlayacaktır.
Film boyunca KAR görmekteyiz. Filmin en büyük artılarından biri bu. 1.5 saat boyunca içimiz donması gerekirken hiç rahatsız etmiyor kar olayı. Hikayeye etkisi çok büyük. Filmin sonunda vay be diyebileceğiniz bir kaç manzara da sunuyor hatta. 
İkinci değinmek istediğim nokta, hikayenin ilişkilere bakış açısı. Mutlu çiftler, mutlu gözüken çiftler, aldatan eşler, başarısız aşıklar ve yaş ayrımı gözetmeksizin (Natalie Portman) verilen öğütler. Evet, Portman bu filmde de aynı Leon'daki karakterine benzer bir misyon üstlenmiş, yaşı itibariyle çocuğu gibi davranması gerekirken Wille'yi öğütleriyle şaşkına çevirmiş, hatta aralarında bir 30 yaş olmasına rağmen zekasına aşık etmiştir. Yine bu noktada izleyenleri rahatsız etmemesi için hiçbir temas ve benzeri öğe kullanmayan yönetmen çok iyi bir iş başarmış. 
Sonuç olarak yazın sıcağını yavaştan hissetmeye başladığımız şu günlerde kışın stresini atabilmek için çok iyi bir seçim olacaktır.



Oyunculuk : 9
Seyir Zevki : 8,5
Merak Hissi : 7,5
Konu : 7,5
Müzik : 9
Imdb Puanı : 7,2
Genel : 8,1



27 Nisan 2015 Pazartesi

Hepsi Aynı İlişki - Take This Waltz




Seth Rogen bana göre 2000'li yıllardaki filmlerdeki en başarılı mizah-dram yazarı. Pineapple Express ile kendine ait dünyasını her filminde yansıtan Rogen'ın gişe yapma ya da kendini kanıtlama ihtiyacı yok. Zaten doğal ve komik yapan da bu yanı. Hiçbir otoriteye karşı eğilmeden, çıplaklığı, illegal maddeleri yaşamın parçası olduğunu o kadar doğal anlatıyor ki, bu adamla kanka olmak istiyorsunuz. 

Filme geçelim. Film benim için 50/50'den sonra Seth Rogen'ı barındırmasına rağmen insanı hüzünlendiren 2. film oldu. Sahne gereği ağır biçimde üzülmeniz gerekirken aralara serpiştirilen espriler nedeniyle filmin sonuna kadar tebessüm ederek geçiriyorsunuz. 
İlk olarak film kadın yönetmeni nedeniyle duygusal bir film. Akış konusunda hiçbir eksiğini göremedim. Ne bir gereksiz sahne, sekans, ne de göze batan müzikler ve oyunculuklar vardı. Her şey yerli yerinde bırakılmış ve sonuna kadar da kesintisiz bu durum devam ediyor.
Blue Valentine'de hafızalara kazınan oyunculuğu ile Michelle Williams, burada yapacağını yapıyor ve ikinci kez evlilikten mutsuz olan kadın profili çiziyor. 

Konu olarak bildiğimiz aşk hikayelerinden çok farklı bir hikayemiz var. 
Genç eğlenceli çiftimizin mutluluğu yan dairesine taşınan yakışıklı bir komşu nedeniyle bozulma eşiğine gelir. Lou (Rogen), eşinin hareketlerinde bozulma sezse de anlam verememektedir, onun kendisini çok sevdiğini bilmektedir.

Bu şekilde başlayan hikayemizin devamı tam anlamıyla mesaj verici şekilde devam etmekte. Verdiği mesajı da doyurucu biçimde seyirciye yediriyor.

Tatlı ve gerçekçi bir film izlemek isteyenler için şiddetle tavsiye ediyorum.
Puanındaki 6.6 aldatmasın, bana göre en az 7,5 seviyelerinde olması gerekiyor. 
Sarah Silverman'ı ise çok göremesek de, çıktığı her sahnede güldürdüğü için tebrik ediyoruz.

Bonus olarak filme esin kaynağı olan Leonard Cohen'i koyuyoruz (:




Oyunculuk : 9,5
Seyir Zevki : 8,5
Merak Hissi : 8
Konu : 7
Müzik : 8,5
Imdb Puanı : 6,6
Genel : 8



21 Şubat 2015 Cumartesi

Dinimiz Bütün İktidar Türü - İtirazım Var





"Sen Aydınlatırsın Geceyi" gibi fantastik bir drama yaratıp Türk filmi kavramını üst düzeye taşıyan Onur Ünlü'nün başka bir muazzam yapıtıyla tanıştım. Adı "İtirazım Var"
Oyuncu Kadrosunu yine "Leyla ile Mecnun" üstüne kurgulayan Ünlü, bu sefer çok sağlam bir iktidar eleştirisi getirmiş. Üstelik beylik laflarla değil ince ince dokumuş filmini. 
Çoğu eleştirmen filmi entellektüel bir din bakış açısı yakalamış olarak değerlendirse de ben tamamen doğal bir din eleştirisi olarak görüyorum. Ülkenin geldiği hali mizahla o kadar güzel süslemiş ki, sonuna kadar "helal olsun", "çok doğru" nidalarıyla filmi izledik. 

Film tamamı ile iktidar eleştirisi. Hükümet değil, altını çizeyim, sadece iktidar eleştirisi. Ama bunun içinde "Caminin içinde ayakkabılarıyla girdiler, içki içtiler" den öte bir ses var. Karakterimiz Selman Bulut (Serkan Keskin) imam rolüyle caminin içerisinde küfür ediyor. Kendisini alevi, saz çalan bir boksör aynı zamanda günahkar bir kul olarak nitelendiriyor. 
Sırf bu dokundurma için bile izlenebilir.
Film hakkında anlatılacak çok söz var. Paylaşılacak çok metin ve kare var. Sırrı Süreyya Önder'in senaristliği, polislerin olaya yaklaşım biçimi, diyanet işlerinin tarzını, muhafazakar mahallenin dine bakış açısını ayrı ayrı konularda bile yazabiliriz. Bu film bir milat olabilir yönetmen açısından. 
Müziklere gelince, daha filmin başında ezan sesiyle birlikte yükselen müzik sesi, bugüne kadar öğretilen ezanda müzik dinlenmez, saygısızlık yapma tabusunu yıkıyor. Alt metinde ateist bir söylem var mı? filmi izleyince yorum yapabilirsiniz. Bana kalırsa din insanın vicdanıyla ilgili, sen ilahi dinlerken Allah'ı bulabiliyorken, Ezan okunurken müziğin açık olması neyi değiştirir? O zaman ezan neden nağmeli okunuyor? gibi sorular sordurtabilir. Her anı ezber bozan bir film bu. Ayrıca bazı sahnelerde yükselen müzikler filmi bütünleştiriyor.

"Adem vardır cismi semiz, abdest alır olmaz temiz" sözüyle başlayan tiradlar, ezber bozan sahneler ile birlikte İslam dinine, iktidara, yaşanan çatışmalara bir de apolitik gözle bakmayı isteyenler için çok güzel seçim olacaktır.

Film İslamcılar tarafından yasaklanmış olduğunu belirtir, daha çok yasağın daha güzel işler çıkarması dileğimle yazımı noktalıyorum. İyi ki varsın Onur Ünlü, ve iyi ki bu denli cesursun. Gezi olayları nedeniyle yayından kaldırılan Leyla ile Mecnun'un acısını daha güzel işlerle çıkarman gerektiğini,  bu yolda devam etmeni istiyoruz. İnan sayımız az değil.




Bonus replik : “İhtiyaçtan fazla mal haramdır, hırsızlıktır… Altın ve gümüş, yoksullar üzerinde hegemonya kurmak için kullanılıyor… İnfak edilmiyor… Mülkte şirk koşuluyor… Kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor… Komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar var… Peki sokaktaki açtan, yoksuldan haberiniz var mı? Bu dinin klasik fıkıh anlayışı, yeryüzünün sokaklarında aç gezen 1 milyar insan için ne diyor?

    O fıkıh, Ömer’i vuranların, Ebuzer’i çöle gömenlerin, Ali’yi hançerleyenlerin, Hüseyin’i susuz bırakanların, Medine’yi yağmalayarak 900 sahabe kadınına tecavüz edenlerin ve kabe’yi mancınıkla ateşe verenlerin fıkhıdır.
     O fıkıhtan bir şey çıkmaz. O, zenginlerin, kodamanların, cariye ve köle sahibi olma peşine düşmüşlerin fıkhıdır. Sultanların, harem ağalarının, zindandan İmam-ı Azam’ın kırbaçtan morarmış cesedini çıkaranların, kırkta bircilerin fıkhıdır… Ebuzer Ğıfari’nin dediği gibi ‘Geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim.


Filmi izleyenlere Bonus Edit : "Faiz Haramdır" :)


Oyunculuk : 8
Seyir Zevki : 8,5
Merak Hissi : 8
Konu : 8
Müzik : 9
Imdb Puanı : 8,3
Genel : 8,4

11 Şubat 2015 Çarşamba

Yalnızlığına Çare Aramak - Stranger Than Paradise




Bir Jarmush filmi olan Stranger Than Paradise (Cennet Öte) 80'ler ruhunu anlatan bir hipster akım ürünü olarak göze çarpıyor.
Film Eva'nın Macaristan'dan Amerika'ya gelmesiyle başlıyor. Eva ülkesinde yaşamaktan sıkılmış, ne istediğini bilmediği halde yeni heyecanlar arayan bir genç profili çiziyor. Daha önce tanımadığı Wille'nin evinde kalmaya başlamasıyla da her iki karakterin yabancılaşma süreçlerini görüyoruz. 
Film tam anlamıyla bir ıssızlık filmi. Hayatta hiçbir amacı olmadan yaşayan Wille ve en yakın arkadaşının Eva'nın gelişine verdikleri tepkilerden yola çıkarak, bu yabancılaşma sürecini en ince sekanslarla birlikte şahit olma şansına erişiyoruz. Eva, sonuç olarak sıkılıyor ve evi terkediyor. Willie ise kendisine bile itiraf edemezken Eva'yı çok özlediğini düşünüyor ve arkadaşıyla birlikte onu ziyarete gitmek için yola çıkıyorlar.
Konu son derece basit ve hiçbir yere bağlanmıyor. Jarmush sevenler bilir, konu bir yere bağlanmadan da keyifli bir şekilde filmi noktalayabilirsiniz.
Nitekim Stranger Than Paradise da bu durum gerçekleşiyor ve sizi hiç boğmadan fikrini yerleştiriyor.
Benim filmi sevmemde ve tavsiye etmemdeki en büyük etken sekansların yalın ve sevimli olmasıydı. 
Hiçbir sahne gereksiz gelmedi ve karakterleri anlatabilmek için mümkün olduğunca sadeleştirilmişti. 
Bağırmadan derdini anlatan filmler kategorisine rahatlıkla girdi.
Tek başınıza veya arkadaşlarınızla izleyebileceğiniz ve bence izledikten sonrada hiçbir tartışmaya girişmeden izlediğinize memnun olacağınız bir film olacaktır.



Not : Siyah-beyaz çekilmiş olması filmin etkisini artıran bir unsur. Göle ziyarete gittiklerinde beyazdan başka birşey gözükmemesi, karakterlerin yalnızlıklarından kurtulmak istediklerinin bir kanıtı. Son sahne ise zaten herşeyi özetliyor. Ne oldu böyle şimdi? diyerek kalıyorsunuz.



Oyunculuk : 7
Seyir Zevki : 7,5
Merak Hissi : 8
Konu : 6
Müzik : 9,5
Imdb Puanı : 7,6
Genel : 7,6